Çağrı




Bir yazabilsem. Günler günlerin ardına eklenip duruyor. İzliyorum, düşünüyorum, yaşıyorum. Her adımda anlatabilmek istiyorum. İstiyorum istemesine ama çalınmış saatler peşinde koşmak gelmiyor elimden. Bir hikayede otoparkta yere düşüp kaldı kahramanım, bir diğerinde duvarın üstünde otururken. İkisini de bir santim kıpırdatamıyorum şimdilik.



Az önce bir blog turu yaptım. Akdeniz tatilleri, Amsterdam, yeni başlangıçlar, bitişler, vedalar, merhabalar. Haberlerde sel.



Hayat devam ediyor, hem de iyi ki devam ediyor.



Vaktiniz olursa bunu izleyin.

posted by celerone @ 9/09/2009 10:41:00 PM, ,


What's too painful to remember, we just choose to forget.

posted by celerone @ 8/22/2009 12:40:00 AM, ,


Kurbik

Iyk. Gördünüz mü? Ekvatorda yaşayan şeffaf bir kurbağa türü bulunmuş. Bakınız.
 
Yahoo'nun ana sayfasındaki bir haberleri kim buluyor acaba? Her seferinde enterasan birşey koymayı başarıyor adamlar.
 
 

posted by celerone @ 6/18/2009 02:43:00 PM, ,


Çiçekler


Eh gece, saat 11:00 oldu neredeyse. Bir güne bol koşturmaca, bir uçaklı gitme gelme, biraz pazarlık, çokça çatışma yönetimi sığdırdık. Evdeyim, yorgunum.


Aşağıda anlattığım kötü güne, yorumlarla arkadaşlarım el attı. İlk işaret onlardı. Sabah güzel bir mesaj vardı. O da bir ikinci işaretti. Güzel yemekler tattım bugün, onca işin arasında. Peki, o da iyiydi.


Aksiliklere gelince, sağdan soldan yine gelmeye devam ettiler aslında. Kronik krizlere yol açabilecek iş meseleleri bir yana, havaalanından gelirken bindiğim taksiyi anlatayım size. Fena halde sıcak bir araba, sürekli gaza basan bir adam. Yüzünde kabullenmiş bir gülümseme ile arka koltukta oturan Celerone. Nihayet geldik diye sevinirken, para üstü veremedi. Bozacak yer ararken beni bir sokak aşağı götürdü, bu kez de geri dönemedi. Eve taksiyle geldim gelmesine, ama topuklu ayakkabılarımla yol yürümekten kurtulamadım, üstelik yeterli bozuk para bulamadığı için para üstünü de onda bırakmıştım!


Ancak nedir sayın okucu, evren bir biçimde dengeyi kurar. Tam bahçe kapısından içeri girecektim ki, her zaman duvarın dibinde çiçek satan yaşlı çingene kadına gözüm takıldı. Bu kadıncağız hep buradadır, sık sık etrafı süpürürken, çiçeklerin bıraktığı izleri yerlerden silerken görürüm onu. Bu kez de, elinde kalanları üç dört kovaya doldurmuş, ortalığı temizliyordu. Gözüme ne zamandır almak istediğim ama vakitsizlikten alamadığım birşey takıldı; fesleğen. Hemen canlı ve neşeli görünümlü bir saksıyı kaptım. "Nasılsın teyze? " diye sordum, "Bak hep senden çiçek alıyorum, hem bu evde oturuyorum. Tanı artık beni." Teyzecik mutlu oldu, hemen gülüverdi. Fesleğeni sordum, on lira dedi. Biliyorum, biliyorum aslında bunlar beş lira ve söylediği fiyat fazla. Dedim ki "Aslında çok söylüyorsun ama alacağım ben bunu." Hemen paketlemeye başladı, adını sordum. "Gülten" dedi sevimli dişsiz bir gülümseme ile. Ben de adımı söyledim, "Artık tamamdır, tanıdım seni."dedi. "Gülten Teyze hep siliyorsun, süpürüyorsun buraları, çok hoşuma gidiyor" deyince "4 öksüze bakıyorum burada, onun için toplarım hep böyle." dedi.


Sevgili okuyucu, fesleğenimin paketine sıkıştırdığı beyaz güller ve bir demet sarı mimozayı beklediğim güzel işaret kabul edebilir miyim?

posted by celerone @ 6/17/2009 11:06:00 PM, ,


Geçsin

Bazı günler ne yaparsan yap düzelmez. Dün böyle bir gündü.

 

Bir kere nasıl başardım bilmiyorum ama yaptıklarım etrafımdaki herkesi gıcık etti. Ne söylesem battı. Kendimi ifade etmeyi başaramadım, uğraştıkça da daha fazla battım. Bazı şeyler hiç beklenmedik anda geldi. Herkesin mi yıldızı düşüktü bilmiyorum ama genel bir asabiyet halkası etrafımı sardı. Birşey başka birşeye neden oldu ve domino taşları gibi herşey birbirine çarparak dağıldı gitti.

 

Geç saatte biten iş yemeğinden elimden geldiği kadar erken ayrılıp taksiye bindiğimde, tek istediğim bir an önce eve gitmek, televizyonun karşısına geçip bugün olanları unutmak için beynimi uyuşturmaktı. Ama tabi ki taksici, olabilecek en uzun yolu seçerek beni bir güzel dolaştırdı, yol boyunca vıdı vıdı rahatsız etti ve havasız, sigara kokulu arabasıyla ışık hızına meydan okudu. Kelle koltukta yolculuğun sonunda evin kapısını açıp elektrik düğmesine basarken öyle rahatlamıştım ki yeri öpebilirdim. Rahat ev kıyafetlerime kavuşup, makyajımı sildim. “Vardım” telefonlarımı ettim. Sonra önce içerideki çiçekleri, sonra da balkonumdaki sardunyaları suladım. Gece güzeldi, hava ılıktı. Sardunyalardan ıslak toprak kokusu yükselirken, karanlığa baktım ve merak ettim. Sukunet ve barış elle tutulacak kadar yakınken, ben neden böyle huzursuz, zorlayıcı, yıpratıcı etkilerle sarıldım gün boyu?

 

Salona geçtim, uzun zamandır seyretmek istediğim anime, Coraline’ı açtım. Aklımı meşgul etmeye çalışan berbat günüme ait anıları geri ite ite kendimi filme kaptırdım. Film uzun sürünce, sabah altı buçukta kalkmak zorunda olduğuma lanet ederek yarıda bırakmak zorunda kaldım ama en azından o kadar yorgunluk ve uyuşuk bir beyinle, deliksiz bir uyku çektim. Az ama yararlı.

 

Şimdi ofisteyim. Ne yaparsam insanları daha az sinir ederim ve göze çarpmam diye düşünüyorum. Bir de bir iyi işaret bekliyorum. Hani vardır ya, artık herşeyin düzeleceğine ve hatta “galiba düzeldi”ğine delalet edecek işareti.

posted by celerone @ 6/16/2009 10:06:00 AM, ,


Hocam hoşçakal


posted by celerone @ 5/19/2009 02:50:00 PM, ,


Sıcak


Yazı deli gibi seviyorum. Çıplak ayaklarım, rahat ve ince kıyafetlerimle dışarıdan gelen seslerin, çoğunlukla balkonlardan taşan sohbet ve kahkahaların eşliğinde perdeler uçuşurken geceyi dinlemeyi seviyorum. Güneşin parlamasını, günlerin uzamasını, denizin hayata karışmasını, ak parlak bulutları seyretmeyi, hepsini oburca içime çekmek ve hiç bitmemesini dilemek istiyorum.

Yazı o kadar çok seviyorum ki bazen cehennem gibi sıcak olduğunda bile, sanki şikayet edersem birşey olur da yaz elimden alınırmış gibi korkup, yakınmaktan çekiniyorum.

Yazın, o hep istediğim yazar olabilirim. O güzel kadın da olabilirim. Hatta o kırılmayan ve dokunulamayan iş kadını da olabilirim. Yazın en uzaklara gidebilir, dönebilir ve hatta fazlasını yapıp kalabilirim. Yazın, hepsi ve daha fazlası olabilirim.

Yazı seviyorum.


Resim: Vivien Blackburn

posted by celerone @ 5/17/2009 11:36:00 PM, ,


Links