Finduk
Cuma, Eylül 01, 2006
Fındık zamanına bir tarifle katılacak kadar usta bir ahçı değilim henüz. Bu henüzden, niyetli olduğumu anlamışsınızdır. Ama haddimi de biliyorum tabi. O yüzden size en kolay ve benim şu anki yeteneklerime yakışan bir öneriyle gelmek istedim. Bakar mısınız şu yukarıdaki resme. Fındığı böyle avuç avuç alıp, ayıklayıp, kabuğu çok sert değilse, yaramazlık yaparak dişinizle kırarak yemek gibisi var mı?Daha önce de yazdığım gibi yaz aylarını güneş altında, yemyeşil bir köyde, gönlünce koşup oynayan kara tenli bir çocuk olarak geçirdiğim için şanslıydım ben. Resimdeki manzarayı barındıran fındık bahçelerinde, fındığın o yeşil kokusunu alarak, inatçı fındıkları kendime çekip koparırken dalları sallayarak az oynamadım. Ama bu fındık işinin bir de sevimsiz yanı vardı. O da biz çocukların kulak böceği adını verdiği, kahverengi-siyah, uzun ince acayip böceklerdi. Fındığın dış yeşil kabuğunun içine yuva yapar, benim de ödümü patlatırlardı. Çünkü bu böceklerle ilgili hikayeler dolaşırdı ortalıkta. Hızlıca kulağına girer, seni sağır edermiş. Hala içim kalkıyor onları düşününce.
Eee, tabi girişimci bir çocuk olarak, yeteneklerin gelir getirebildiğini o zamanlar fark edebildim neyse ki. Oyun arkadaşlarım, çoğu benden küçük, çeşitli yaş ve boyutlardaki kuzenlerimdi. Bu kuzenlerimin de ortak tutkusu, benim uyduruk masallarımı dinlemekti. Amcamların güzel bir düzlüğün ortasındaki evinin bahçesinde, kocaman bir dut ağacının gölgesinde, asma yapraklarıyla sarılı bir kameriyeleri vardı. Bu kameriyenin içinde de ipten yapılmış, oturma yeri minderli, basit bir salıncak. İşte ben o salıncağa oturur, bir yandan sallanırken bir yandan da kuzenciklerin “abla, nooolur masal” diye inlemesinin zevkini çıkarırdım. Makul bir yalvarma seansından sonra da tamamını kendim uydurduğum için asla bir daha hatırlamadığım, bu nedenle de “yine anlat” dendiğinde hep farklı başlara ve sonlara sahip olan bir dolu masal anlatırdım. Çocuklar masal keşi olduktan ve bana da artık masal anlatmaktan gına geldikten sonra, kulak böceği hikayelerini de gözönünde tutarak, masalları karneye bağlamayı akıl ettim. Karne, fındık, süt mısır ve benim pek bayıldığım kara üzümden oluşuyordu. Mesela bir masal, bir kucak fındık, üç mısır ve iki salkım kara üzüm gibi. Merak etmeyin arkadaşlar, sağlam mideli bir çocuktum ben. Masal fiyatını açıkladıktan sonra, istediklerimi toparlamak için öf pöf nidaları arasında dört bir yana dağılan kuzenciklerimi seyretmekse başka bir zevkti. Velhasıl, pek bir keyifli ve verimli birkaç yaz geçirdiğimi söyleyebilirim böyle.
Hepsi koca adam olan kuzenlerim hala masal karnelerini ve işin şaşırtıcı yanı, anlattığım bir sürü tuhaf masalı hatırlıyorlar. Şimdi gülerek bahsediyoruz o günlerden. Ya işte sevgili fındıkseverler, nerden nereye...
Ha bu arada, vallahi bu tarifim için ben de telif hakkı filan istemiyorum. Alın taze fındıkları avucunuza, kırın bir güzel dişiniz sağlamsa, kıtır kıtır yiyin.
posted by celerone @ 9/01/2006 11:43:00 AM,
![]()
4 Comments:
- At 3:24 PM, endiseliperi said...
-
celerone,
olimpos zeus pansiyon7da tatil yaparken okumuştum şu kitabı:bask dilinin en tanınmış yazarı bernardo atxaga'nın obabakoak adlı kitabı.
bu kitapta, biri kulağınıza gizlice kertenkele sokarsa delirmeye başlıyordunuz yavaş yavaş. bunun etrafında dönen bir gerilim kitabı. hiç de fena değil. okuyup, sizin fındık kurtunu hatırlarsınız.
sevgiler. - At 3:25 PM, endiseliperi said...
-
ben 2. kez yazdım, bakalım bu sefer çıkacak mı yorum diye ama sanırım sorun var.
svg. - At 4:09 PM, celerone said...
-
Merhaba Endişeli Peri,
Sorun yok neyse ki. Sadece sayfama giremedim bile son üç günün koşturmasından. Yorumlara cevap vermekte biraz ağır kalabilirim bu ara.
Iyy, kertenkele mi? Bu daha da fenaymış. Basklılar son dönemde ilgimi çekiyor çok. Enterasan insanlar, biraz bize benziyorlar. Daha deliler yalnız galiba. Okuyacağım bulursam.
Sevgiler, - At 10:42 AM, Burcu said...
-
Merhaba Celerone, yazını Finduklu Tarifler'e aldık. Bir sakıncası yoksa isminle yayınlamak istiyoruz. Adını ve soyadını bana yazar mısın?


